“Evdeki kütüphanemin karşısında
kendimi büyük servetli biri gibi hissediyorum.” Evet, tam olarak Goethe’nin bu
sözü harekete geçirdi beni de. Evimde eski ev kiracıdan kalan iki adet kitaplık
vardı. Eve girdiğimde de pek sevmemiştim onları ve zaten eski evimden de kendi
raflarımı getirmiştim ama, her ne kadar eski püskü de olsalar matkapla, dübelle, vidayla falan
uğraşıp rafları dizmek yerine hazır burada var, onları kullanayım diye
düşündüm. Gerçi sonrası için kendime bir matkap takımı da almam gerekiyor
anlaşılan, çünkü evimle uğraşmayı da seviyorum.
Tekrar kitaplığa dönersek, evi
toparlayana kadar, yani bir nevi kendimi artık evimde hissedeceğim an gelene
kadar işimi de gördüler açıkçası fakat yine de bir noktada içime sinmeyen bir
şeyler var gibiydi. Evi insanın aynasıdır derler ya hani, bu kitaplıklar olduğu
müddetçe evim beni yansıtmayacaktı. İlk iş eski kitaplıklardan kurtuldum.
Yenileri gelene kadar kitaplarım biraz etrafa yayılmış oldu ama sonuçta ev
düzenliyoruz değil mi, bu tarz angarya işler çok da önemli değil. Ancak şöyle
bir hata yaptığımı da itiraf etmem gerekiyor ki, daha nereden hangi kitaplığı
alacağıma karar vermeden atmıştım evdekileri. Nedense bir an önce kurtulmak
istedim onlardan. Sanki onları göndermeden huzur bulamayacakmışım gibi.
Neyse efendim, bizimki de önce
koşup sonra emeklemek misali, önce evdeki kitaplıkları attım, kitaplar malum
tabi yerlerde, masanın üzerinde, orada burada falan… Sonra de oturdum
fiyatlara, modellere bakmaya başladım. Kitaplığın bulunacağı odanın rengi bej.
Yani siyah ya da beyaz bir kitaplık bu rengin üzerine gayet hoş durabilir diye
düşünüp hem siyah hem de beyaz olmak üzere iki tane kitaplık ısmarladım. Yan yana değil de karşılıklı koyarsam, renk
zıtlığı göze batmaz diye düşünüyorum. Bakalım artık, siparişi dün verdim,
umarım umduğum gibi yakışır evime yeni kitaplığım.


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder